Almanya'da ki Türkiye Haritası ve Hatırlattıkları
Bu yıl oğlumun ve gelinimin daveti üzerine yeni yıla eşimle birlikte Almanya’da Berlin’de torunlarımla girdik. Daha önce de bulunmuştum Almanya’da. Gelişmişlikleri, düzenleriyle beni şaşırtmışlardı. Bu kez yine şaşıracağımı hiç sanmıyordum. Hayallerimi torunlarımla yapacağım sohbetler süslüyordu sadece. Bir de Hıristiyan aleminin kutsal noellerini nasıl geçirdiklerini merak ediyordum inceden.
Bir çok anlamda değişmemişti Almanya. İnsan ömründen uzun kent stratejileri çizen, plansız hiçbir yapılaşmanın olmadığı bir kentten de başka da bir şey beklenmezdi.
Ama bu sefer başka bir açıdan şaşırttı beni Avrupa.
Torunlarımla eğitim hayatları, dersleri üzerine sohbet ederken defterlerini, kitaplarını gösterdiler çocuklar heyecanla bana.
Kitaplar arasındaki bir atlası kurcalarken Türkiye haritasını görünce gayri ihtiyari sayfalarını karıştırdım ve Van, Bitlis, Kars, Ardahan, Erzurum, Ağrı gibi illerimizin Ermenia, Diyarbakır ve çevresinin Kürdistan, Karadeniz bölgesinin Pontisches Gebirge olarak gösterildiğini, Marmara, Ege, Akdeniz’in bir kısmı ile Ankara’ya kadar olan bölgenin Anadolu olarak etiketlendiğini gördüm.
Torunlarımla sohbet ederken Almanya’da sadece Berlin’de 300.000 Türk olduğunu, her okulda da bu sayıya oranla Türk öğrencilerin bulunduğunu, sınıf, dil, din ayrımı olmaksızın çocuklarımızın Alman öğretmende, Alman çocuklarla çağdaş bir eğitim aldıklarını öğrenirken gördüğüm harita canımı sıkmış ve geçen yıl İstanbul’da eşimle birlikte katıldığım bilimsel bir toplantıda konuşulanları hatırlamıştım.
Bu toplantıda sağcı, solcu, ulusalcı herkes vardı. Toplantıyı yöneten, dev ekran bilgisayarda bizleri bilgilendiren ismini vermek istemediğim bir üniversitemizde halen görevli değerli bir bilim adamımız Bizlere Büyük Ortadoğu Projesini anlatıyordu. Bir Amerikan projesi olan ve eş başkanlığını başbakanımızın yürüttüğü proje ile Türkiye 30 parçaya bölünüyordu.
Açıkçası o zaman bahse konu değerli hocamın anlattıklarına çok da olasılık vermemiş, birazda abartılı bulmuştum. Her ne kadar zaman zaman ülkemi yönetenlerin gaflet, delalet ve hatta! Neyse zaman zaman karamsarlığa kapıldığım hatta öfkelendiğim oluyorsa da en azından dışarıdan bakıldığında bu işlerin o kadar da kolay görünmediğini, kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceğini düşünürdüm.
İşte bu Almanya gezimde torunlarım sayesinde daha evvel ihtimal vermediğim olasılıkların nasıl da gün be gün hayata geçtiğini, güçlü, dirayetli Türkiye’nin dışarıdan bakıldığında nasıl da projede bir piyon olduğunu fark ettim.
Sanıyorum proje sindire, sindire işletiliyor.
Ve sanıyorum bir yandan Davos’ta one minute şovu yaparken diğer yandan da İsrail ile tüm ticari, askeri faaliyetleri sürdüren başbakanımızdan Almanya’ya dönüp “Siz bizim hudutlarımızla oynamaya nasıl cesaret edersiniz? Türkiye’de Türkler, Kürtler, Lazlar, Ermeniler, Rumlar kardeştir. Bizi Ruanda’da ki Hutu’lar Tutsi’ler ayrımına mı götürmek istiyorsunuz? Buna gücünüz yetmez.” minvalinde sözler söylemesini beklemek beyhude olacaktır.
Ve sanıyorum artık düşününce uykularımı kaçıran bu gelişmelerden duyarlı her Türk vatandaşı gibi bende çok huzursuz ve karamsar olmaktan kendimi alamıyorum. Günümüzde profesörlerin, öğretim üyelerinin, gazetecilerin, bilim adamlarının ve ülkesini çok sevmekten başka hiçbir amaçlarının olmadığına inandığım Genarellerimizin hapislere konulduğu ülkemizde, artık bir şeyler yapılmalı diye düşünüyorum. Bu gelişmeleri ülkesini seven duyarlı insanlarımızın dikkatlerine sunuyorum.
Cevdet Şentürk
Ocak 2010, İstanbul