Yılmaz ŞENTÜRK
Tarım-İş Sendikası
İst. Marmara Bölgesi eski Şube Başkanı
yilmazsenturk75@gmail.com
Tarih sayfalarından
Şemsi DENİZER
Yazılı Basındaki yazılarda bahsediyor. 4 ocak- 8 ocak ve 112 km diyor. ve ekliyor Ankara kavşagına 8 km kala Şemsi DENİZER dönün dedi deniyor. Sendikacının hangisi iyi hangisi sıcak vs. diye konu kapanıyor. Bu mesele bu kadar basit degil. Bizzat Şemsi DENİZER’ le bu konuda sohbet ettiğimden iyi biliyorum ki beklenen hiç bir olay gerçekleşmedi. Şemsi işçiyi yürütmeye karar verdiğinde şöyle bir beklentisi vardı. iskenderun, adana, gaziantep işçileri mersinli işçilerle buluşup torosları aşacaktı. kartal köprüsünde toplanan istanbul işçileri gebzelilerlede buluşup dil iskelesini aşacaktı. izmir işçileri manisalılarla buluşup bursaya dogru yürüyordu. bursalılarda sakaryaya varmış gebzeyi aşan işçilerin izmite girmesini bekliyordu. samsunda toplanan işçiler ankara istikametini dogrultmuş olacaktı.
Bunların hiç biri gerçekleşmedi.
Benim vicdanım çok rahat. İster hatırlayan çıksın, isterse kimse hatırlamasın.
İstanbulda işçi Sendikaları platformunu harekete geçirmek için az gayret göstermedim.
Bütün işçiyi kartal köprüsünün altında toplayıp yürütmeye başlarsak Cumhuriyet tarihinde ilk defa hükümet düşürebiliriz, işçilerin özgüveni artar. sınıf bilincide patlama yapar diye. ekliyordum yoksa yürüyüş eninde sonunda kırılır. İşçilerin yine özgüveni sarsılır diye.
Yanlış hatırlamıyorsam 1993 başlarıydı başbakanlık basımevi işçilerini ulustaki yeni binada greve çıkmış ve eski binadaki işçilerinde grevi başlatmak üzere tam genel iş genel merkezinin oldugu hizanın oralarda çankırı caddesine yaklaşık 250-300 kadar işçi çıktı.
Greve çıkmış ve çıkacak basımevi işçilerini desteklemek için A.O.Çiftliğinde çalışan benim tanıdığım ve çağırdığım tarım işçileride vardı.
250-300 kadar işçiler yürütüyordu. Ara sokaktan caddeye çıkar çıkmaz polis yolu kapatmayın diye ikaz etti.
Bende dogal olarak orada bulunan en üst düzey yönetici oldugu için Türk İş Genel Sekreterine yani Şemsi DENİZER’e baktım, talimatı ne diye. dinleme yolu kapat diye işaret etti.
Yürüyecegimiz yol da çok kısa bir yol. Genel İş Merkezininde biraz ilerisinden ulustaki Atatürk heykelinin karşısındaki ara. Ankaranın önemli bir ana arterini işçiler kapatmış, kortejin en önündede Şemsi Denizer ve bir iki daha Türk İş yöneticisi ve Türk İşe baglı genellikle sol bir kaç sendikanın başkan ve yöneticileri. arkada da 250-300 kadar işçi. Şemsi DENİZER’ in gözleri doldu.
Yanına gittiğimde Yılmaz benim bütün hayalim bu idi. resmen büyük yürüyüşte beni işçilerle, halkla hep birlikte sattınız dedi. bende daha sonra bu konuyu yanına geldiğimde konuşuruz dedim. ve ilk fırsatta konuştugumuzda ve o zaman istanbulda sendikaları, şubeleri ve işçileri ne kadar uyardıgımı anlattıgımda bana yukarda anlattıgım beklentisini ağlayarak anlattıydı.
Tercih sizlerin. ya Şemsi DENİZER dönün dedi işçiyi sattı dersiniz. yada herkes flim seyreder gibi seyretti ve lokal olay dogal olarak kırıldı dersiniz. Kendinize de pay çıkartırsınız.
Bu arada jaguar marka makam aracı vs. gibi yıpratma haberlerinin hiç birisinin aslı astarı yok. Olayın aslı şöyle. Şemsi DENİZER Sendikanın çok yüksek araç masraflarına kızıp, en az arıza yapan marka hangisi ise Sendikaya o aracı alın diyor.
Sendikanın diğer yöneticileri araştırıyor ve jaguar markasıyla karşılaşıyorlar. o araç Şemsinin bilgisi dışında alındıgı gibi mersedes markasına göre bayagı ucuz. ve diğer tüm Sendikalarda mersedes var.
Şemsiyi yıpratmak amacıyla konu saptırıldıydı. Ama başaramadılar...
Yılmaz ŞENTÜRK
Tarih sayfalarından...
Şemsi Denizerin mesafeli duruşu ve içten davranışları yumuşatıyor ve güven veriyordı insana. Başkan benim sorunlarım var dediğinde iş kolu ayırmadan lafi gevelemeden atlayıp arabasına geliyor ve tarım işçilerinin sorunlarının çözümlenmesinde yardımcı oluyordu.
12 Eylül ortamını yaran 38 günlük başarılı grev sonrası Şemsi Denizer çok eleştirildi ama Emek Platformunda hep emekten yana oldu ve insanlara grev günlerini hatırlattı.
Benim için başlangıç Turgut Özal'ın "Kim ödeyecek bu parayı?" sorusuydu.
Genel Maden-İş Sendikasının Kamu İşveren Sendikası ile yürütmekte olduğu toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde kamudaki sözleşmelerden sorumlu devlet bakanı Cemil Çiçek'ten, ekonominin tümünden sorumlu Başbakan Yıldırım Akbulut'tan ses çıkmıyor, Cumhurbaşkanı taraf oluyordu.
Hükümeti kurmakla görevlendirildiğini ve hatta söylentilere göre bakanlarının isimlerini bile medyadan öğrenen Başbakandan kimse fazla bir şey beklenmemesi gerektiğini biliyordu, ama bir Cumhurbaşkanının toplu iş sözleşmesinde taraf olduğu ilk defa görülüyordu.
Zonguldak kömür havzasındaki işçileşme 1848 yıllarına dayanıyordu.
Zonguldak halkı ekmeğini toprağın binlerce metre altından elde etmeye alışıktı.
İlk işçi eylemi 2. Meşrutiyet'in ilan edildiği 1908'de olmuştu.
Sendikanın kökeni 1946 yılında kurulan Ereğli Kömür Havzası Maden İşçileri Derneği olarak dayanıyordu.
5 yıl sonra sokaklarda Gazetelere ölüm haberiyle yansıyan ilk direniş ise 10 Mart 1965 günü Gelik ocağında başladı, aynı gün Karadon, Kilimli, Çaydamar ve Kozlu'ya sıçradı.
1925- 1965 yılları arasında hiçbir işçi hareketine katılmayan Zonguldak işçisi kırk yıl sonra kıdem ve ehliyet zamlarının adaletsiz dağıtımına karşı çıkıyordu.
İşçilerin kurduğu barikat vali tarafından bizzat kaldırılmaya çalışınca büyük bir direnişle karşılaştı.
Valinin ateş emri sonucu iki maden işçisi jandarma kurşunuyla öldü.
Olayların önüne geçemeyeceğini anlayan Demokrat Parti İçişleri Bakanını, Çalışma Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'i, Zonguldak Milletvekili Sadık Tekin Müftüoğlu'nu Kozlu'ya gönderdi.
İşçilerin eylemi direnişçiler haklarında hiç bir soruşturma yapılmayacağı güvencesinden sonra ancak duruldu.
Zonguldak maden işçisinin sesi kolay kolay çıkmazdı ama bir kez ayaklandıktan sonra da kolay kolay susturulamazdı biliyordum.
Hazırlık çok iyiydi Grev 30 Kasım 1990'da Gelik Ocağında Sendika Başkanı Şemsi Denizer'in konuşmasıyla başladı.
O gün Gelik'ten sendika binasına yürüyüşle başlayan protesto eylemleri 4 Ocak 1991 günü Ankara yürüyüşü başlayana kadar her gün yükselen bir tempoyla devam etti.
1989'da Sendika'nın genel başkanlığına seçilen Şemsi Denizer Zonguldak halkını ve maden işçisini çok iyi tanıyordu.
Sendika greve çok iyi hazırlandı.
Grevin başladığı gün Sendika binasına gittiğimde grev süresince devam eden şaşırtıcı bir ortamla karşılaştım. Şemsi Denizer kimse nereden geldiğini sormuyordu, hemen eline çayı tutuşturuyorlar, geleni dost ve misafir kabul ediyordu.
Telefonlar serbestti, istediğiniz yeri arıyordunuz, sonra geçip genel başkanın odasında bir koltuğa oturuyordunuz, aylardır oradaymışçasına sohbetin bir ucundan tutuyordunuz.
Her gece kahvelerde toplanan grev komiteleri ertesi günün sloganlarını ve mizansenini hazırlıyor bazan kafiyesini tutturamadıkları bir sloganı sokakta rastladıklarına sorarak tamamlıyorlardı.
Yürüyüş kulvarları, atılacak sloganlar, taşınacak semboller büyük bir uyum içinde hazırlanıyor ve ertesi gün herkes kendi Ocağından çıkıp Sendika binasına kadar soluksuz yürüyordu.
Pencereden sokaklara Sendika binasının önündeki dar sokağa geldiklerinde önce o gün greve destek vermek üzere gelen konuklar tanıtılıyor, sonra Şemsi Denizer pencerede görünüyor ve 50 bin kişiyi geçen yürüyüşçülerle Şemsi Denizer arasındaki konuşma başlıyordu.
"On yıldan beri biriken haklarımızı alacağız" cümlesine binlerce kişi "Af Yok!" diye cevap veriyordu. Arkasından "Silkele Başkan düşecekler" desteği geliyordu.
Bu sıradan bir grev değildi. Bu sadece bir toplu sözleşmedeki uyuşmazlık sonucu gelinen bir nokta da değildi. Madenlerin özelleştirileceğinin yaygınlaşması, hükümetin karlılık hesaplarının gündeme oturması geçimini madenden ve madenciden sağlayan Zonguldak halkını ve esnafını da etkileyecekti.
Zonguldak ayakta bu bir kentin başkaldırısıydı. Anneler çocuklarını okula göndermiyor, memurlar işe gitmiyor, esnaf vitrinine "Grev var" duyurusunu asıyordu.
Sendikanın bulunduğu dar sokağa sığamayanlar için kente hoparlör sistemi kurulmuştu.
Her söylenen iki mahalle öteden dinleniyordu. Greve gelemeyen bir arkadaşına pencereden sarkıttığı telefon ahizesi ile grevin sesini dinleten, yaşlıların ellerine verdikleri kağıtları küçük küçük yırtıp konfeti haline getirmesini isteyen insanlar kenti olmuştu Zonguldak.
Cumhurbaşkanı artık sadece greve karşı tutumundan dolayı değil izlediği ekonomik politikalar nedeniyle de işçinin boy hedefi haline gelmişti. her gün çeşitlenen sloganlar arasında değişmeyen bir tane vardı, "Yolumuz Ankara Hedefimiz Çankaya" Ankara'ya girmemek olanaksız gibi görünüyordu.
Bir günde Devrek 4 Ocak'ta Şemsi Denizer'in tembihiyle ellerine kumanyalarını alan işçiler sendika önüne geldiklerinde kendilerini Ankara'ya götürecek otobüslerin kente sokulmadığını öğrendiler. Ama Şemsi Denizer'in müjde verir bir tonla söylediği "otobüslerimiz yoksa ayaklarımız var" cümlesi üzerine yürüyerek yola çıktılar.
Kimse onca yolu o soğukta nasıl yürüyeceğini sorgulamadı. O gün 70 bin kişi 33 km. yürüyerek Devrek'e ulaştı. Gece Zonguldak'ta kamyonlar dolaştırıldı, evlerdeki battaniye, yorgan, örtü ne varsa toplandı.
Devrek'ten yola çıkıldığında Dorukhan Tüneli girişinin jandarma ve çevik kuvvet polislerince kesildiği görüldü. Kadınlardan biri önündeki jandarma erine sordu "Ha ben burayı geçersem sen beni vuracak mısın?" Er önüne baktı.
Ekmek ve bayrak 5 Ocak'ta Mengen'e varıldı, madenci 6 Ocak'ta Deller Deresi mevkiinde yolun iyice daraldığı bir yerde iş makinalarından kurulmuş barikatın önündeydi. En önde yürüyen bir işçinin elinde ekmek, bir başkasının elinde bayrak vardı.
Başkanlarını Başbakanla görüşmeye gönderdiler, Şemsi Denizer dönüp "Geceyi Mengen'de geçiriyoruz" diyene kadar barikatın önünde beklediler. Bir çoğu barikatın önünde fotoğraf çektirdi.
Açlığa yorgunluğa, soğuğa aldıran yoktu. İnançlı, kararlı, kızgın Madenci sadece Şemsi Denizer'in dediklerini dinliyor sadece onun istediklerini yapıyordu. Bir yerde sözü dinlenmedi, E5kapatıldı,işçikuşatıldı Mengen Nikah Salonu'nda yapılan toplantıda kadınların Zonguldak'a dönmesini istedi, dinlemediler. Bu arada E5 karayolu işçilere yasaklandı, Ankara'da Çankaya'ya çıkan yollara panzerler yerleştirildi.100 bin kişiye varan yürüyüşçüyü 5 bin polis ve asker çevirdi.
Şemsi Denizer 8 Ocak 1991'de geceyi Mengen'de geçiren işçileri topladı ve "Sesimizi bütün dünyaya duyurduk, eylemimizin amacı gerçekleşmiştir, geri dönüyoruz" dediğinde biraz hayal kırıklığı da olsa geri dönmeyi kabul ettiler. Devrek, Dorukhan, Mengen, Deller Köprüsü... 112 km'lik yürüyüş Ankara kavşağına 8 km kala bitmişti...
25 Ocak'ta Bakanlar Kurulu kararıyla tüm grevler ertelendi. TTK ve MTA'da çalışan 48 bin işçiyi kapsayan toplu sözleşme, 6 Şubat 1991'de imzalandı. Sözleşmeyle işçi ücretlerinde sağlanan iyileşme, Başbakan Yıldırım Akbulut'un 31 Aralık'ta teklif ettiği ve sendika tarafından o tarihte reddedilen rakamları aşamadı.
Sonra Zonguldak Spor başkanı oldu başka polemiklerin konusu haline geldi. Türk-İş Genel Sekreterliğine seçildi, yaşam biçimiyle eleştirildi ama Emek Platformu içinde yer aldığı zamanlarda göstermiş olduğu emekten yana tutumu bir çok insana grev sırasındaki (Tarım İş Sendikasının Grevlerinde benim yanımda olması ve işyerlerini dolaşması) kişiliğini bir kez daha hatırlattı, ta ki 6 Ağustos 1999 tarihinde öldürülene kadar.
Kensini rahmetle anıyorum.
Yılmaz ŞENTÜRK