ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TASLAĞI ÜZERİNE
Görsel ve yazılı basında ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ konusu, ilgili ya da ilgisiz olanlar tarafından o kadar çok tartışıldı ki, insanlara gına geldi. İşte bu nedenle biz hukukçu gözüyle sadece niçin hayır demek gerektiği sorusunun yanıtını herkesin anlayacağı dille anlatmak zorundayız.
Yapılmak istenen değişikliklerle özetle; siyasi partilerin kapatılması zorlaştırılıyor, siyasi yasaklar 5 yıldan 3 yıla indiriliyor, askere sivil yargı yolu açılıyor, Anayasa Mahkemesi'nin yapısı değiştiriliyor, üyeler 12 yıl için seçilecek, bir üye iki defa seçilemeyecek. Mahkeme, 19 üyeden oluşacak. 3 üye Meclis, 16 üye Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek.
HSYK’nın yapısı değişiyor. Kurulun 21 asıl, 10 yedek üyesi olacak. 4 üye Köşk, 1 üye Anayasa Mahkemesi, 3 üye Yargıtay, 1 üye Danıştay, 7 üye adli, 3 üyeyi idari hakim ve savcılar seçecek. HSYK'nın meslekten ihraç kararına yargı yolu açılıyor. Geçici 15. madde kaldırılıyor. Göstermelik olarak 12 Eylül'e yargı yolu açılıyor. Tabi yargılayacak birileri bulunursa.
Hayır denmesinin nedenleri:
1- Birbirinden farklı, anlaşılması oldukça zor olan çok sayıdaki değişik-liklere/maddelere toptan evet veya hayır denilmesi kabul edilemez. Bu yatılı okul çocuklarına tabldot yemek sunmaya benziyor. Sana bu yemekleri sunuyorum. Ya hepsini yiyeceksi, ya da aç kalacaksın. Yani, kolestrolün ya da şeker hastalığın olsa dahi, içinden sana uygun geleni seçme hakkın olmadığından zararlı olanı da yiyeceksin diyorlar. Uygulamanın mantığı bu.
İnsanlar bazı maddelere evet ve bazılarına da hayır diyebilmelidir. Çok sayıda soruya evet veya hayır şeklinde tek bir yanıt verilmesinin istenmesi hiçbir eğitim sisteminde yoktur. Hukuk mantığına da uygun değildir. Ama ne yazık ki seçmenlerin özgürlükleri ellerinden alınmakta ve 12 Eylül Anayasasını değiştiriyoruz daha ne istiyorsunuz yaygarasıyla asıl amaç gizlenmekte ve ikinci 12 Eylül Anayasası yapılmaktadır.
2- Anayasa Değişikliği taslağında yer alan maddelerden ikisi gerçekten giderilmesi zor ve hatta olanaksız zararlar verecektir.
Bu maddeler Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Anayasa Mahkemesi’ nin yeniden yapılandırılmaları ile ilgili maddelerdir. Yapılacak değişikliklerle anılan kurumlar siyasi iktidarların tahakkümü ve hatta emri altına girmiş olacaklardır.
3- Bu iki madde, diğer maddelerle süslenerek gizlenmeye çalışılmış ve tıpkı dış tarafı şekerli ve boyalı maddelerle kaplanmış acı bir ilacı andırmaktadır. Zaten Başbakan da bunları vatandaşa hap gibi yutturacaklarını söylemişti değil mi ? Türk Ulusu kolay kolay “ hapı yutmaz”, çünkü bu hapı yutarsa mide kanaması geçireceğini bilir. Bu hapa radyo sohbetlerinde “ yersenford” veya “kerizorfil” gibi adlar önerildiğini duyunca gerçekten hem hukuk hem de ulus adına üzüldüm. İşte böyle bir hapı utarak bu duruma düşmemek için hayır demek gerekir.
Bir Anayasa mahkemesi düşünün, üyeleri yargılayacakları kişi ya da kurumlar tarafından atanacak. Bu olsa olsa “al gülüm ver gülüm” şeklinde bir şey olur. Nitekim Anayasa Mahkemesine son atanan üyelerin ne kadar tarafsız olduklarının uygulamada görüldüğü gibi !
4-Daha şimdiden insanların kafaları karıştırılarak Anayasa değişlikli gerekli mi değil mi ? Ya da Anayasa değişikliğine “ Evet mi ?” “Hayır mı?” şeklinde sorular soruluyor.
Elbette doğal olarak insanlar değişime “evet” deme temayülünde olabilir. Ama siz insanlara Anayasa Mahkemesi Üyeleri kendilerini yargılayacakları kimseler tarafından atansın mı diye sorduğunuzda kesinlikle hayır diyeceklerdir.
Çünkü bu şekilde atanan insanların atanma ölçütleri bile, siyasi erkin görüşüne göre belirlenecektir. Yani liyakat kavramı ortadan kalkacaktır. Atanacak üyeler, ancak siyasilere yanaşarak atamalarını yaptırabileceklerinden, durum hiç de iç açıcı olmayacaktır.
5-Konuyu bu kadar önemli ve gizemli kılan nedir ?
Anayasa, bir devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirleyen, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini de güvence altına alan, genel kabul görmüş kurallar bütünü olarak tanımlanabilir. İşin iştah kabartan ve aynı zamanda korkutucu olan yanı da burada saklı. Yolsuzluklarından korkan iktidarlar, kendilerini yargılayacak olan kurumları etki alanına sokup, üyelerini de kendisi atadı mı, artık keyfine diyecek yoktur. İktidardayken zaten dokunulmazlığın var, iktidardan düşünce de kendi atadığın adamlar tarafından yargılanma ya da yargılanmama durumu… Oh ne güzel, yeme de yanında yat. Ya da “ört ki ölem.”
6- Anayasa, bir devletin temel yasası olarak "sosyal sözleşme" anlamını da taşımaktadır.
Peki bir partinin tek başına yaptığı bir yasa sosyal sözleşme niteliği taşır mı ? İktidarın dilinden düşürmediği Milli İrade % 47 ye dayanıyorsa ( ki bu da tartışmalıdır.) geriye kalan % 53 ün iradesi ne olacaktır. Hazırlanan değişikliklerde, yani Sosyal Sözleşmede onlar temsil edilmediğinden buna ancak bir partinin hazırladığı sıradan bir yasa gözüyle bakılabilir. Daha açık bir anlatımla toplumun tümünü kucaklayacak nitelikten yoksundur.
Bu değişiklikler toplumda adaletin tarafsız dağıtılmasını, iç huzuru ve barışı sağlayamayacağı için bu taslağa hayır demek gerekmektedir.
7- Kendisi hukukçu olmayan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın bile "Ülkenin ciddi anayasal reforma ihtiyacı yok mu ? Var. Ama bunun tüm partilerin tam uzlaşma ile sağlanması gerekir... O nedenle, bir değişiklik yapılacaksa, tüm hassasiyetleri dikkate alan bir geniş uzlaşma ortamı gerekiyor." demesine rağmen yalnız iktidar partisi tarafından hazırlanan bir metni toplumun sosyal sözleşme olarak kabullenmesi, içine sindirmesi ve içselleştirmesi olanaksız göründüğünden bu taslağa hayır demeliyiz.
8- Anayasa Mahkemesi, hem çıkarılan yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemekle hem de Anayasada yazılı temel hak ve özgürlükleri korumakla görevlidir. Kısır döngüye bakın. Yasaları yapan, yasama organı, yani meclis( çoğun-lukla iktidar partisi). Bunları denetleyecek olan Anayasa Mahkemesi. Anayasa Mahkemesinin üyelerinin çoğunu belirleyecek olan da yine meclis. Bu şekilde oluşturulan bir mahkemenin nasıl karar vereceğini varın biraz da sizler düşünün.
9- Allah aşkına bu taslaktan kimler memnun ? HİÇ BİR Yüksek Yargı Organı memnun değil. Barolar ve hukukçular memnun değil.
Başta Avrupa Birliği Komisyonu sözcüsü memnun. eyalet valisi ağzıyla aynen şöyle dedi “… Türkiye’nin üyelik müzakereleri için Anayasa değişikliği paketinin referandumda kabul edilmesini istiyoruz, bu paketin olumlu bir adım olduğuna inanıyoruz.” Bunlar hiç bir zaman bizim gerçek dostumuz olmadılar. Doğal olarak bizim iyiliğimiz için de bir şey istemezler. Hele “ kabul edilmesini istiyoruz..” şeklindeki emir veren beyanı asla kabul edilemez. Bu beyandan dolayı onları kınamak gerekir diye düşünüyorum. Düşmanların övmesiyle doğru yolda olduğunu düşünmek kadar tehlikeli bir şey yoktur. Düşmanlarımızın övdüğüne biz hayır demeliyiz.
10- Hayır demenin gerekçesini bir de AKP’ nin yaptıklarına bakarak ve gelecekte neler yapabileceklerini düşünerek açıklamaya çalışalım.
a) İktidardakiler, amaçları doğrultusunda hareket ederek ve laik cumhuriyet karşıtı hilafet özlemcilerinin sırtlarını sıvazlayarak onları yanlarına aldılar.
b) Silahlı kuvvetler’e ve hukuk kurumları’na olan güveni sarstılar. Hukukun çiğnenmesini sağlayarak insanların keyfi tutuklanmalarına ve hatta tutuklamaların ceza çektirmeye dönüştürülmesine ortam hazırladılar.
c) Dokunulmazlıkları kaldıracağız diye ( başbakan tarafından televizyonlarda ) söz verip, tutmadılar ve dokunulmazlık zırhına bürünerek her türlü suçu işlediler. Burada Milletvekillerinin suçlandığı suç tiplerini saysam, insanın yüz kızarır.
ç) Yasama, hızlı bir şekilde yürütmenin emrine sokulmaya çalışıldı. Bu anayasa değişikliği ile yasama yürütmenin emrine girmeye devam edecek.
d)Aşiret yapısı özendirilmeye başlandı. Tarikatçılık, dincilik, cemaatçilik, mezhepçilik, imam nikahıyla yaşama olağanlaştırıldı.
e) Kolluk güçleri yanlı davranıyor ve orantısız güç kullanıyor. Yönetim buna engel olmuyor. Neden olsun ki, zaten istediği de bu.
f)Toplumda barıştan ve sevgiden söz etmek bir yana, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı dinleniyor, Ağır Ceza Mahkemesi başkanları iddianamelerin bir saat geçmeden yandaş basına sızdırıldığı yakınmalarına “o kadar uzun sürmüş mü? “ diye sorarak olayı doğruluyor. Uygar bir şekilde insanlar ifade vermeye çağrılmıyor, gece yarısı evleri kalabalık polis ekiplerince basılıyor. Böylece toplumda ağır suçluymuşlar gibi bir hava yaratılıyor.
g) Gasp, yaralama, hırsızlık,yaralayarak vahşice öldürme, insanları hayvan gibi boğazından kesme, intihar ve iflas olayları Cumhuriyet tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştı.
h)Yandaş basın yaratıldı. ATV ve Sabah Gazetesinin satışı olayı, bırakın batı ülkesini, bir Afrika ülkesinde bile olsa bunun hesabı sorulur. Ama bizde ne oldu. Unutturuldu ve uyutturuldu. Küçük esnafa yüz bin dolar kredi verilecek diye müjdeler verilirken Başbakanın dünürüne iki Devlet Bankasından YEDİYÜZELLİ MİLYON DOLAR KREDİ VERİLMESİ UNUTULDU GİTTİ.
ı) İşsizlik insanları çıldırtıyor. Bu yüzden boşanmaların bile sayısı arttı.
i) İnsanların büyük çoğunluğu kimliğini ve kişiliğini yitirerek ve vatandaş olma bilincini kaybederek kör itaatçi ümmet olmaya başladılar. Daha birkaç ay önce bir Bakan “ Bize düşünmek … fikir ileri sürmek yakışmaz…Başbakanımız uçurumdan atlarsa biz de arkasından gitmek yakışır..” şeklinde beyanda bulunmadı mı? İşte geldiğimiz nokta bu.
Bütün bunlar nasıl oldu? İktidarın tüm erklerin gücünü elinde toplamaya başlamasıyla. Yürütme, Yasama, Cumhurbaşkanlığı, YÖK, ( ki adaletinden geçilmiyor. 30 ve 29 oy alan rektör adaylarını listeden çıkarıyor, sonuncu olan ve 2 oy alan birini Cumhurbaşkanının onayına sunuyor. Ne adalet ama. Değil mi?) Üniversiteler , güvenlik güçleri, istihbarat, medya, sivil toplum örgütleri, özel teşebbüs tamam. Ordu. Eh bu konuda söylenecek fazla söz kalmadı. Film herkesin gözünün içine baka baka sahneleniyor.
Şimdi diyeceksiniz ki, Anayasa Değişikliği Taslağından girip nerelere geldiniz. BUNLARI YAPANLARIN BAĞIMSIZ YARGIYI İSTEMELERİ VE BENİMSEMELERİ BEKLENEMEZ. İŞTE BU NEDENLERLE “HAYIR” DEMEK GEREKİYOR.
Ülkemizde Anayasa geçmişini özetleyerek yazımızı bitirelim. 1808'de yapılan "Sened-i İttifak", 1839'da ilân edilen Tanzimat Fermanı, 1856 tarihli "Islahat Fermanı", 1876'daki "Kanun-u Esasî" , 1908'den sonra yapılan anayasa değişiklikleri… tarihi öneme sahiptirler. TBMM'nin kurulmasının ardından hazırlanan 1921 "Teşkilat-ı Esasiye Kanunu", öncekilere göre daha demokratiktir. Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte 1924 "Teşkilât-ı Esasîye Kanunu" yürürlüğe girmiştir. 1961'e kadar geçerli olan bu anayasa, 1945 yılında Türkçeleştirilmiş, ne yazık ki, Demokrat Parti iktidarı döneminde, 1952'de Türkçeleştirilen metin yürürlükten kaldırılarak, yapılan beş değişiklik tekrar yürürlüğe konmuştur. 1961 Anayasası ise devletin insan haklarına dayanması ve sosyal bir hukuk devletini öngörmesiyle diğerlerinden ayrılır. Bu anayasada da, ağırlıklı olarak 1971 askerî darbesi döneminde olmak üzere, yedi değişiklik yapılmıştır.Yürürlük olan 1982 Anayasası elbette değişmeli, ama böyle azınlık tarafından ben yaptım oldu şeklinde ve üstelik daha da geriye götürülerek değil. Saygı ve kaygılarımla.
14.07.2010
Avukat Yalçın TURA
( Emekli Öğretmen)